ceylan's profilebuyruuun ben ecolopsis!PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    25 July

    kanatlarım

    Birbirimizin omzuna konmayı bir türlü beceremediğimiz kara gözlü meleğim, her daim kışı yaşayan duvarlara dayanıp beklemek mi olmalı geceler boyu cezamı tamamlayabilmem için? Bense kanatlarımı takmıyorum eskimesinler diye, saklıyorum el yapımı mücevher sandığımda…

    Sensizlik üzemez ki beni, özlemek acıtır içimi ama. İşte o zaman kan kokar ağzım. Ta içimden gelir koku; yeni doğmuş bir ceylan yavrusunu yemişim gibi, bir leş kokusu dolar beynimin kıvrımla
    rı arasına. Günahın zevki değil, bu sadece acı; biber kadar acı, daha sertleşmemiş erik çekirdeği kadar acı, yani tam acı, tümüyle hissedebildiğin acı… “Kusursuz bir niyet”ti beni öldürmek; alabildiğine hayvanca, tamamen içgüdüsel. Sabah kalkarsın da şeytan
    dürter ya birini öldürmen için; “tanıştığımıza memnun oldum katilim, işte her gün öldürebileceğin kadının.”.

    Saçmalasam da durduramam şimdi yazmayı. Pelteleştiğini hissettiğim gözbebeklerimi sen de hissetmelisin çünkü huzursuz uykuna dalmadan. Hatta uyuma sen ben olmadan ki; sabah ikimizi de dürtsün şeytan öldürme arzusuna doğru. Duymazsak da sürüklesin saçlarımızdan bu müthiş anı çabuklaştırmak için. İki sevgiliden daha ustaca kim dövüşebilir? Bir kadından daha ustaca kim devrilebilir? Ya da bir erkekte
    n daha ustaca kim kanayabilir?

    Gençlik dolaşmasın artık damarlarımda; aldığım her nefes küf kokulu bir oksijen taşırken kanıma, tek ihtiyacım olan naftalindir artık yatabilmem için “yaşam” uykusuna. Yaşamak demek, rahatsız edilmemek demek çünkü. Bol koyarsanız naftalinlerimi ne sen ne de böcekler yer beynimi. Hani vardır ya böcekler; isimleri neydi unuttum. Sahi senin ismin neydi? Seni ilk gördüğümde de aynı ismi mi kullanıyordun? O zaman, kıyafetin mi farklıydı? Ya da makyajın? Buldum! Kokunu değiştirmiş
    sin. Aşk kokardın eskiden yatağım gibi, şimdiyse daha değişik; nasıl desem, kaynamış süt gibi; 6,5 yaşımın zorlama sabah kahvaltılarından kalma.

    Erkek olmak da zor değil mi?

    Sırtındaki “ah”lar ağırlık yapıyorsa birazını ben alayım; “evimiz”e de az kald
    ı zaten, yorulmuşsundur sen. Ben kendime bir kahve yaparım, sen içmezsin her zamanki gibi. Olsun; sana da kara üzüm yıkarım.

    Nasıl da unuttum, miyoptu senin gözlerin. Uzaktayken göremezsin ki! Bu yüzden tüm mızıkçılığın. Göremiyorsun, ulaşamıyorsun; hiç
    riske girmeden her şeyi kökünden yok ediyorsun. Yaşasın! Bak köşede biraz aşk kalmış. Bana şuradan suyu getirir misin bebeğim? Yaşatmaya yemin ederken bir yandan da dua edelim affetmek ve affedilmek için.

    Omzumdaki ağırlık da ne böyle? Yoksa?.. Evet, galiba meleğim...

     
    by ecolopsis

    erik

    ERİK yaprağının şeklini tarif et desen...
    ...edemem
    tadını gösterebilirim ancak
    ...bana neşterini ödünç verir misin?
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    evden bir avuç tuz getirdim
    parmaklarını banmanı bekliyorum
    ...ama bahar gelince çağlalardan fırsat kalırsa
     
    by ecolopsis
    17 July

    unuttum

    Haydi Allahaısmarladık!
    Siz gelemezsiniz benimle beraber,
    Güneşlerin battığı yere gideceğim.
    Bitişlerin yeniden başladığı yer.

    Ne aldımsa onu doğadan aldım,
    Neyim varsa doğaya vereceğim,
    Kuşlar, böcekler, arılar, dalgalar,
    Selamlar olsun! Aranıza geleceğim!

    Tutku dinmez, susuzluğu insanın,
    Hangi çeşme olursa açıp içiniz,
    Değmez düşünmeye öğretilenleri,
    Sevişiniz, sevişiniz, sevişiniz!

    İstemem toprağa gömüldüğümü,
    Yakın beni ve savurun külümü,
    Baharda badem ağaçlarının üstüne,
    Ben yine döneceğim yeryüzüne!

     

    by İlhami Bekir Tez

    07 July

    adım adım

    sessiz sıradan adımlar geçer hayatından. sessiz, sıradan, isimsiz adımlardan olmak istemedim hiç, o yüzden beceremedim gitmemeyi, sen de beceremedin kal demeyi... kazandıklarım yanında kaybettiğim dokunuşuna ağlamam. dokunuşlar ancak bedenlere köprü olur...
     
    by ecolopsis

    puslu kıtalar atlası

    Sonsuzluğa uzanan bi nehir
    Batmayacakmış sanki kızıl güneş 
    Vakitlerden en tatlısı,üzeri akşam
    Puslu kıtalardan geçer yolların atlası
    Üfle belki sis uçar
    Üfle belki orman hışırdar
    Rüzgarınoğlu tepeden seyreder
    Evrenin dilinden konuşur,ruh

    Enel haktan geçer ben olan nehir, 
    Gör yeter
    Rahmin huzuru var net sesinde 
    Duy yeter.